Alkali İyonize Su

20 Eki 2017 Akademik

İyonize suyu ve bu fonksiyonel suları üreten iyonizer cihazlarını anlatmadan önce, iyonun ne demek olduğunu tanımlayarak başlamak daha doğru olacaktır. İyon, bir veya daha çok elektron kazanmış ya da kaybetmiş bir atomdan (veya bir atom grubundan, yani molekülden) oluşmuş elektrik yüklü parçacıktır. Pozitif (+) elektrik yüklü iyonlara katyon, negatif (–) elektrik yüklü iyonlara anyon denir.

İyonizer cihazı ise elektroliz yoluyla fonksiyonel bir su oluşturan cihazdır. Çalışma prensibi, önceki bölümde anlatılan elektrokimyasal aktivasyon sürecine benzemektedir. Girdi olarak sadece musluk suyu yeterlidir ve elektroliz sürecinde de elektrik enerjisi kullanılmaktadır. İlk adım, musluk suyunun ön filtrelerden geçerek elektrolize hazırlanmasıdır. Elektroliz olayının gerçekleştiği plakalarda bulunan negatif (katot) ve pozitif (anot) elektrotlardan geçerek iyonize olan su ikiye ayrılır. Katot kutbunun çektiği (Ca2+, Mg2+, Na+ , Mg2+ vb.) iyonlar ile anot kutbunun çektiği (Cl,NO3, SO4 vb.) iyonlar birbirinden ayrılır. Bu sürecin sonunda iyonize su oluşur. Ayrıca negatif kutup elektron aldığı ve pozitif kutup da elektron verdiği için su ile ilgili aşağıdaki reaksiyonlar gerçekleşir:

(-) kutup elektron alır H2O + 2e = 2OH + H2 (Katot)

(+) kutup elektron verir 2H2O – 4e = 4H+ + O2 (Anot)

Bu reaksiyonların sonucunda katot tarafında, anot tarafına oranla, hidroksil iyonları daha fazla olur. pH’ın yükselebilmesi için sudaki hidroksil (OH) iyonunun hidrojen (H+) iyonundan daha yüksek olması gerekir. Böylece katot tarafından elde edilen su, artı yüklü iyonize mineraller ve hidroksil iyonları bakımından zengin bir su haline gelmektedir.

ORP’nin negatif olması için atomların elektron kazanmış olması gerekmektedir. Ne kadar çok atom elektron kazanmışsa o kadar düşük bir ORP, yani o kadar antioksidan oluşur ve bu durumda yaşlanmayı aynı derecede geciktirmek anlamına gelir. Çünkü kazanılan elektronlar, hastalıklara ve yaşlanmaya neden olan serbest radikalleri kararsız hale getiren eksik elektronları tamamlamakta ve böylece onları zararsız hale getirmektedir.

Suyun alkali ve asidik olarak ayrışmasında elektrotların görevi önemlidir. Elektrotlar bilinen en sert metal olan titanyumdan oluşmuştur. Ayrıca mükemmel ve dayanıklı bir metal olan platinyum ile kaplanmıştır. Burada dikkati çeken bir diğer husus, platinin elektrolizle olmadığıdır. Titanyum üzerine kaplanmıştır, daha doğrusu titanyum plakaları platinyuma daldırılmıştır. Bu şekilde çift daldırma işlemi plakaların gücünü artırdığı için elektroliz de daha verimli hale gelecek ve suyun kalitesi artacaktır.

Ayrıca suyun debisini etkileyen bir unsur da plaka sayısıdır. İyonizerlerdeki plaka sayısı yüzey alanını artırdığı için daha güçlüdür ve daha fazla su verebilmektedir.

Suyun alkali ve asidik olarak ayrıştığı bu iyonizasyon hücresi, yani plakalar içindeki platin elektrotlar, ağ yapılı (mesh) yüzeye sahip titanyum ile kaplandığında elektroliz potansiyelini artırır ve suyun ORP değerini oldukça düşürür.

İyonize sudaki süreç, hidrojen ve hidroksil iyonlarının ikiye ayrılarak alkali ve asidik suyu oluşturmasıdır. Bu oran yaklaşık yüzde 70 alkali iyonize su ve yüzde 30 asidik iyonize su şeklindedir.

Tarihçesi

Negatif iyon ilk olarak 1850’li yıllarda Ruslar tarafından incelenmiştir. Uzun yıllar boyunca sürdürülen çalışmalar 20. yüzyılın ortalarına doğru netice vermiştir. Rusya’da 1940’lı yıllarda yeniden ağırlık kazanan çalışmaların sonucunda, 1960’lı yılların sonlarında iyonize suyun vücuttaki radyasyonu yok edip etmediğini araştırmak için –etkili bir şekilde yok eder– Chelyabinsk Projesi başlatılmıştır.

1950’li yılların başlarında ilk olarak Japonya’da geliştirilmiş olan iyonizerle ilk denemeler hayvanlar ve bitkiler üzerinde yapılmıştır. 1954 yılında Japonya’daki birkaç Ziraat Fakültesi, iyonize suyun (özellikle asidik suyun) bitkiler üzerindeki etkilerini araştırmaya başlamıştır. Günümüzde vazo çiçekleri, tazeliklerini korumaları için, kesildikten sonra satılacakları dükkânlara götürülene kadar asidik suyun içerisinde bekletilirler.

İnsanlar üzerindeki deneyler daha uzun sürmüştür, ama Japon doktorların araştırmaları önemli sonuçlar vermiştir. Bu sonuçlara göre, iyonizerler tarafından üretilen alkali su toksik değildir ve birçok yetişkin hastalıklarının semptomlarını azaltmaktadır.

İlk ticari iyonizer cihazı 1958 yılında piyasaya sürülmüştür ve o günden bu yana hastanelerde yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. 1960 yılında Japonya’da bir grup tıp doktoru ve ziraat mühendisi özel bir tıbbi ve zirai araştırma enstitüsü kurmuş ve her yıl bir araya gelerek elde ettikleri sonuçları paylaşmıştır. Japon Sağlık ve Rehabilitasyon Bakanlığı, 15 Ocak 1966 tarihinde, iyonizer cihazları sağlığı destekleyici tıbbi cihaz olarak onaylamıştır.

Japonya’dan sonra Kore’de de tıbbi amaçlarla kullanılan Japon yapımı iyonizerler medikal cihaz olarak kabul görmüştür. Kore yapımı iyonizerler ise ilk olarak 1985 yılında Amerika’ya tanıtılmıştır. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi’nin özel yöntemleriyle testleri yapılan iyonizerlerin toksik olmadıkları rapor edilmiştir.

İyonize Suyun Sağlık Literatüründeki Adları:

• Microwater: Mikro Su

• Ionized Water: İyonize Su

• Micro-Clustered Water: Mikro-Kümeli Su

• Hexagonal Water: Altıgen Su

• Structured Water: Yapılandırılmış Su

• Reduced Water: İndirgenmiş Su

• Electrolysis Reduced Water (ERW): Elektrolize İndirgenmiş Su

• Ionic Mineral Water: İyonize Mineralli Su

• Light Water: Hafif Su

• Living Water: Canlı Su

• Anti-Aging Water: Yaşlanma Karşıtı Su

• Oxygenated Water: Oksijenli Su

• Energized Water: Enerjisi Olan Su

• Miracle Water: Mucize Su

İyonize Suyun Özellikleri

Su içmek konusunun ne kadar önemli olduğu artık herhangi bir tartışmaya yer bırakmayacak kadar iyi anlaşılmıştır. Vücudumuzun yüzde 60-70’nin sudan oluşması en temel gıdamızın su olduğunu bize kanıtlamaktadır. Bu durumda, hangi suyu içmeliyiz sorusu giderek daha çok önem kazanmaktadır.

Canlı Suyun Özellikleri:

Suyun temiz olması, enerji dolu olması, oksijen ve mineral açısından zengin olması, pH seviyesinin vücuttaki akışkanlarla denge içerisinde olması ve moleküler yapısının küçük ve altıgen kümeler halinde olması.

İyonizer cihazlarının özelliklerini bu açılardan incelediğimizde, ne kadar kaliteli ve canlı su verdiklerine dair bir fikre ulaşmaktayız.

Suyu Temizler:

İyonizer cihazlarında bulunan ön arıtma sistemleri suyun fiziksel olarak temizlenmesine yardımcı olur. Ayrıca aktif karbon gibi klor giderici sistemler sayesinde klorun zararlı etkilerinden de korur.

Alkali İyonize Su İçen Kişilerin Enerjisi Yükselir:

Asidik atıkların atılmasıyla toksinlerden arınan, vücudunda daha fazla oksijen bulunan kişilerin hücreleri daha verimli çalışır. Bu kişilerin enerji seviyeleri yükselir, kendilerini daha dinç ve sağlıklı hissederler.

İyonize Su Oksijen Yönünden Zenginleştirir:

İyonize alkali sularda oksijen yönünden bir artış vardır, ama bunun nedeni havayla temas etmesi değildir. Oksijen artışının sebebi, negatif elektrota gelen alkali minerallerin sudaki iki adet hidrojenden birini kovarak geri kalan hidroksil (OH) iyonuyla birleşmesidir. Bu şekilde hidroksil iyonu yüksek, yani oksijen yönünden zengin bir su elde edilmiş olur.

Oksijen ve pH ilişkisi:

Günümüzün yemek alışkanlıklarında trans yağlar (hidrojenize edilmiş yağlar), beyazlatılmış veya işlem görmüş şekerler, asitli içecekler vb. giderek artmakta, buna karşın organik, taze meyve, sebze gibi besinler azalmaktadır. Bu ikili süreç vücudumuzun hızla asidikleşmesine neden olmaktadır. Asidikleşme ise kanımızın oksijen taşıma kapasitesinin azalmasına yol açmaktadır. Kan vücuttaki besinleri hücrelere, hücrelerdeki atıkları da böbrek ve ciğerlerimize taşır. Kan ile taşınan tüm bu maddeler, kanın içinde çözünmüş ve erimiş olarak bulunurlar.

Kanın pH aralığı sınırlıdır ve 7,35-7,45 arasındadır. H+ iyonlarının azalması ve OH iyonlarının artması alkalinitenin artmasına neden olur. Buradaki artış logaritmik olduğu için, kastettiğimiz artış yüzde 10’luk bir artış değildir. pH, hidrojen iyonunun negatif logaritmasıdır, yani pH = -Log(H+)’dır. Bunun anlamı ise kanın alkali iken daha fazla oksijen taşıdığıdır. Örneğin, kanımızın pH’ı 7,45 seviyesinde iken, pH’ı 7,35 seviyesine göre yüzde 41 daha fazla oksijen içermektedir. (Burada sözü edilen karbondioksitten arınmış atardamardır, toplardamarın pH’ı o sırada yapılan aktiviteye göre değişiklik göstermektedir.) Bu yüzden bedenimiz asit artışını oksijen azlığı olarak algılar. Örneğin yoğun egzersiz yaptığımızda, bedenimiz dokularda oluşan laktik asit birikimini dengeleyip pH derecesini korumak için nefes alışımızı hızlandırır ve yüksek oksijen girdisi sağlar. Nefes alışımız, aşırı asit oluşturan (içeren)bir yemek yediğimizde de hızlanır.

Bu tür durumlarda alkali su içmek faydalıdır. Ancak yemek yedikten sonra alkali su içmek sindirim için salgılanan asidik sıvıyı nötralize edeceği için, alkali su yemeklerden yarım saat önce veya yemekten bir saat sonra içilmelidir. Bunun yanı sıra derin, kontrollü ve diyafram kasını kullanarak nefes alındığında daha çok oksijen alınmış ve daha çok karbondioksit dışarı atılmış olur. Bu da vücuttaki asidin azalmasını sağlar. Bu açıdan bakıldığında, doğru nefes alıp vermenin vücut pH’ını dengede tutmak için ne kadar önemli olduğu anlaşılır.

pH-Oksijen-Kanser ilişkisi:

İnsan yapısı karşılaştığı çeşitli durumlarda kendisinin hayatta kalmasını sağlayacak programları devreye sokabilmektedir. Sözgelimi, az oksijen (O2) alınması durumunda (örneğin şeker içeren tatlandırılmış her tür yiyecek vücudumuzdaki oksijeni aşırı derecede harcamaktadır) hücreleri hayatta tutacak fazla enerjiyi sağlayabilmek için hücreleri fermentasyona dönüştürür. Böylece hücreler oksijen solumayı bırakır ve şekeri (glikozu) fermente etmeye başlarlar. Vücuttaki glikozu kullanarak enerji üretmeye başlarlar, ama bu işlemde bir sorun vardır: Oksijenle oluşan ATP formundaki enerji mükemmeldir, ama şekerin mayalanmasıyla üretilen ATP yetersizdir ve laktik asitle (CH3CHOHCOOH) doludur. Laktik asit birikerek laktik asidozu oluşturur ve etrafındaki hücrelere verdiği zarar artar, çünkü giderek daha fazla hücrenin mayalanmasına neden olur. Artık önemli görevleri olmayan bu mayalanmış hücreler ise kansere aday hücrelerdir. Bütün bunlar oksijen eksikliğinden meydana gelir.

Vücutta oksijen miktarının yüksek olması, her hücrenin işlevini yüksek bir verimlilikle yerine getirebilmesini ve hücresel faaliyet sırasında oluşan atıkların vücuttan daha rahat atılmasını sağlar. 1931 yılında Nobel ödülü kazanan ve Metabolism of Tumors (Tümörün Metabolizması) adlı kitabın yazarı olan Alman Doktor Otto Heinrich Warburg (1883-1970) kanserin nedeninin, vücudun normal hücrelerinin oksijenli solunumunun oksijensiz hücre solunumuyla yer değiştirmesi, dolayısıyla hücresel seviyede oksijen (O2) yetersizliği olduğunu ileri sürmüştür.

Sağlıklı hücreler oksijensiz ortamda yaşayamaz ve büyüyemez, ancak kanserli hücreler oksijensiz ortamlarda yaşayabilir ve çoğalabilir. Kanser hücresini insan vücudundaki bitki hücresi olarak tanımlayabiliriz; bitkiler karbondioksitle (CO2) yaşarlar ve oksijeni (O2) atık ürünmüş gibi bertaraf ederler.

Mineral açısından zengin olması:

İyonize su üreten cihazların anot yani negatif kutbu, artı yüklü mineralleri suyun içerisinden ayırmaktadır. Bu sayede alkali su, su kaynağının içeriğine bağlı olarak, vücut için yararlı mineralleri içermektedir. Bu minerallerin başında ise kalsiyum, magnezyum, sodyum, potasyum, demir vb. gelmektedir.

pH Seviyesinin Vücuttaki Akışkanlarla Denge İçerisinde Olması:
• Nötr Filtre Edilmiş Sular:

Bazı durumlarda alkali su içmek sakıncalıdır. Özellikle ilaç alırken ve bebek mamaları hazırlarken alkali iyonize su kullanımı önerilmemektedir. Alkali iyonize su hücreler tarafından hızlı emilmektedir, oysa ilaçların vücuttaki emilimi yavaş olmalıdır. Bu durumda alkali iyonize su sakıncalı bulunmaktadır. Bebek mamalarında ise daha farklı bir durum söz konusudur; bu mamalar mineral açısından zengindir ve bebeğin günlük ihtiyacını karşılayacak şekilde hazırlanmıştır. Mineral açısından zengin olan alkali iyonize su bebek mamalarına katıldığında, bebek için gereğinden fazla mineral yüklemesi ortaya çıkacaktır. Bu nedenle bebek mamalarının filtrelenmiş temiz suyla hazırlanması yeterlidir.

• Alkali Su (Özellikleri ve Kullanım Alanları):

Alkali iyonize su yüksek pH’lı, altıgen yapıda, düşük ORP’li, zengin alkali mineral içeriğe sahip ve küçük moleküler kümeleri sayesinde oldukça kaliteli bir sudur. Alkali iyonize su bu özellikleri nedeniyle içmede, yemek pişirmede, sebze ve meyve temizliğinde ve endüstriyel amaçlı olarak kullanılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, pH değerlerini alkali suyun kullanılacağı alana göre doğru ayarlamaktır.

• Düşük Dereceli Alkali İyonize Sular:

Alkali iyonize su içmek isteyenlere, başlangıçta düşük alkali değerler tavsiye edilmektedir. Ayrıca sağlıklı ve alkali beslenen (yaklaşık yüzde 30 asidik, yüzde 70 alkali) ve yaşayan (stresten ve uyuşturucudan uzak, yeterli egzersiz yapan vb.) kişilerin hafif alkali iyonize su içmeleri yeterli olacaktır. Aksi halde “alkaloz” meydana gelir. Alkaloz, besin yoluyla aşırı baz yapıcı maddelerin alınması nedeniyle vücut ph’ının baz tarafına kayması sonucu gerçekleşir.

Vücut pH’ının bozulması birçok soruna neden olacağından, alkaloz istenilmeyen bir durumdur. Alkaloz durumunda halsizlik, seğirme, titreme, baş dönmesi, bayılma vb. belirtiler görülebilmektedir. Yine yemekleri hafif alkali sularla pişirmek mümkündür. Bu sayede yemeğin lezzeti de artar. Diğer sulara oranla daha hızlı kaynayan ve soğuyan alkali su, un ve benzeri malzemelerin daha güzel karışmasını ve kıvamlı hamur olmasını sağlar. Çay ve kahve daha lezzetli olur ve acılığı da gider.

• Orta Dereceli Alkali İyonize Sular:

Bir süre hafif dereceli alkali iyonize su içen kişiler, zamanla orta dereceli alkali iyonize su içmeye başlayabilirler. Ancak burada yine dikkat edilmesi gereken husus, vücudun asit-alkali dengesinin korunması olmalıdır. pH 9-10 arası olarak tavsiye edilen orta dereceli alkali iyonize su, kişinin yaşam tarzıyla orantılı olarak dikkatli bir şekilde tüketilmedir. Detoks dönemlerinde de bu su rahatlıkla tüketilebilir.

• Yüksek Dereceli Alkali İyonize Sular:

pH 10 ve üzeri suların içilmesi önerilmemektedir. Bu sular kişide mide bulantısına neden olabilmektedir. Yüksek dereceli alkali iyonize sular sebze ve meyve temizliğinde kullanılabilir. Böcek ilaçlarını gidermeye yardımcı olur. Et ve balıkların sterilize olmalarını sağlar ve doğal tatlarını ortaya çıkarır. Bu sayede tazeliklerini de daha uzun süre koruyabilirler. Ayrıca alkali suyun yağ parçalama özelliği güçlüdür; yüksek pH’lı sular bulaşıklardaki yağları bu sayede kolaylıkla çözmektedir. Aynı etki vücudumuz için de geçerlidir, ancak bu suyun içilmesi sağlığımız açısından sakıncalıdır.

• Alkali Suyun Endüstriyel Kullanımı:

Alkali iyonize su endüstrisinde özellikle tuzlu su kullanımı yaygındır. Bu şekilde sabun ve kâğıt yapımı için sodyum hidroksit (NaOH) elde edilmiş olur. Elektroliz yöntemi, tuzlu suyu şebeke hattına ekleyerek karbondioksiti (CO2) absorbe eder ve sodyum karbonata (Na2CO3) dönüştürür. Bu yöntemle elde edilen bileşik tekstil arıtımında, fotoğrafçılıkta ve cam yapımında kullanılmaktadır.

• Asidik Su (Özellikleri ve Kullanım Alanları):

Asidik iyonize sular düşük pH’lı ve yüksek ORP’li sulardır. İçilmesi kesinlikle önerilmemektedir. Bu su ancak dezenfeksiyon ve sterilizasyon için uygundur.

Alkali iyonize suyun tam tersine, asidik iyonize suyun harici olarak kullanımı önerilmektedir.

• Düşük Dereceli Asidik İyonize Sular:

pH 5-6 arasında iyonize su pek çok durumda kullanılabilecek ideal bir sıvı haline gelir: Örneğin, hassas ciltler ve bebekler için banyo suyu, güneş yanıkları, gözeneklerin küçülmesi, dişlerin fırçalanması, saçların parlaması ve tıraş sonrasında.

Cildimiz en büyük organımızdır. Cilt yüzeyindeki hidrolipid film tabakası da su içerdiğinden, cildimizin pH değeri ölçülebilir. 1900’lü yılların başlarından itibaren cildin hafif asidik olduğu bilinmektedir. Modern yöntemlerle cildin ortalama pH değerinin 5,5 olduğu ortaya çıkarılmıştır. Bu değer ciltte bulunan asidik maddeler (ter, sebum (yağ bezelerinin meydana getirdiği salgı) ve cilt hücreleri) tarafından üretilmiştir. Cildin asidik özelliğinin işlevi, “koruyucu asit örtü” terimiyle açıklanmaktadır.

Bu örtünün görevi, cildi zararlı mikroorganizmalardan ve çevrenin zararlı etkilerinden korumaktır. Böylece cilt enfeksiyon, alerji, tahriş ve kuruluğa karşı korunur. Bozulmamış asit örtüsü, doğal deodorant etkisi de gösterir. Vücut kokusuna neden olan, terin içeriğindeki maddelerin bakteriler tarafından parçalanmasını engeller. Bu yüzden, cilt bakımı ve temizliğindeki en önemli beklenti, koruyucu asit örtüsünün mutlaka devam ettirilmesidir. Hafif alkali iyonize su ile bunu sağlamak daha olanaklı hale gelmektedir.

• Orta Dereceli Asidik İyonize Sular:

pH’ı 3-5 arasında olan sular anti bakteriyel özelliğe sahiptir. Azalan pH ile artan ORP sayesinde daha etkili hale gelen asidik iyonize su temizlik ve bulaşık yıkamada deterjan ihtiyacını ortadan kaldırmaktadır. Bu sayede deterjanlarda kullanılan toksik kimyasallardan da korunmuş olunur. Cam eşyalarda da güvenle kullanılan orta dereceli asidik iyonize su camlara parlaklık vermektedir.

Orta dereceli asidik su, ev hayvanlarının rahatsız edici kötü kokularını azaltmaya da yardımcı olur.

• Yüksek Dereceli Asidik İyonize Sular:

pH düştükçe asitliği artan sıvılar daha fazla anti bakteriyel olmaya başlar. Bu sular ile kesme tahtalarını, bıçakları, mutfak gereçlerini, kurulama bezlerini temizlemek hijyeni destekleyen bir tutumdur. Bu sular temas durumunda patojenleri ve bakterileri öldürür.

• Asidik Suyun Endüstriyel Kullanımı:

Diğer maddelerle çok hızlı reaksiyona girmesi asidin endüstride yaygın olarak kullanılmasını kolaylaştırmıştır. Örneğin sülfürik asit, boya ve pigment, suni elyaf, plastik, sabun ve patlayıcı üretiminde kullanılmaktadır.

İyonizer cihazları suyun moleküler yapısını küçük ve altıgen kümeler haline dönüştürür: Su molekülleri birbirlerine bağlanarak kümeler oluştururlar. Bu kümelerin boyutlarının büyüklüğüyle suyun canlılığı arasında önemli bir bağlantı vardır. Boyutlar küçüldükçe suyun nüfuz etme gücü artar.

• Küçük Su Kümeleri ve Önemi:

İki hidrojen ve bir oksijen atomu birbirlerine 104,450’lik açı ile bağlanarak bir su molekülünü oluştururlar. Su molekülleri ise birbirlerine hidrojen bağları ile zayıf (sıvı iken) bir şekilde bağlanırlar. Suyun zayıf hidrojen moleküller arası bağı “su kümeleri” adı verilen benzersiz bir olayı gerçekleştirir. Bu kümelerin yapısı suyun yüzey gerilimini ve akışkan yapısını doğrudan etkilemektedir.

Kümelerin küçük olmasının, suyun vücudu altı kez daha fazla hidrate etmesini sağladığı anlaşılmıştır. Suyun küme boyutu küçük ise hücreye nüfuz etme hızı artar. Ayrıca besin taşıma ve atık atma verimi de artar. Bu durumda vücuttaki oksijen miktarının artışı da kişinin metabolizmasını hızlandırır, enerjisini artırır.

• İyonize cihazları su kümelerini etkili ve uzun süre küçülterek vücut için en faydalı hale dönüştürürler.

Search

+